Узбекско-турецкий толковый словарь
Oʻzbekcha-turkcha va turkcha-oʻzbekcha izohli lugʻat
Rafiyev, Abduroziq; Oʻzturk, Tunjay; Oʻzturk, Yuksal; Xudoyberdiyev, Joʻra; Mirhakim, Mirsanjar; Bilen, Ismoil; Aydoʻgʻan, Taner; Annayev, Abror (1997). Oʻzbekcha-turkcha va turkcha-oʻzbekcha izohli lugʻat. Tashkent: Oʻzbek-turk litseylari nashri / Özbek-Türk Liseleri Yayınları.
Большой узбекско-турецкий и турецко-узбекский толковый словарь. Ценен близостью языков, двунаправленностью и объяснениями; полезен для сравнительной тюркской лексикографии.
Алфавитный указатель
Dostluğu ve bağlılığı içten olan.
SADIRGöğüs, sine.
SADİSTBaşkalarına acı çektirmekten zevk duyan (kimse).
SADMEÇarpışma, vuruşma.
SADMOQOgʻirlik, vazn, zalvor.
SADOTovush, ovoz.
SADOQATChin qalbdan berilganlik.
SADRAZAMOsmanlı İmparatorluğunda başbakan.
SAFKishilarning maʼlum tartibda tizilgan muntazam qatori.
SAFDizi, sıra.
SAF KANIrkının katışıksız özelliklerini taşıyan (at)
SAFAHATEvreler, safhalar.
SAFARXizmat bilan yoki sayohat maqsadi bilan biror yerga borish.
SAFARBARJangovar holatga keltirilgan, shay.
SAFARİToplu olarak yapılan vahşi hayvan avı.
SAFDİLKolayca aldatılan, saf.
SAFDOSHBir tashkilot safida birgalikda ish olib borgan.
SAFERBERSavaşa hazırlanmış veya girmiş (askeri birlik)
SAFFETTemizlik, arılık.
SAFHAEvre.
SAFİKatışıksız, duru, temiz.
SAFİRMavi renkli, değerli bir korindor türü,
SAFIYETSaflık, temizlik.
SAFLIKSaf olma durumu; temizlik, arılık.
SAFRA(KESESİ)Öd.
SAFRANBazı yiyecek ve içeceklere tat, koku ve sarı renk vermekte kullanılan toz.
SAFSATABemaʼni gap, tagi puch, asossiz daʼvo.
SAFSATABoş, temelsiz, asılsız.
SAGʻVücutta kalbin bulunduğu tarafın karşısında olan, sol karşıtı.
SAGʻALMAKİyileşmek.
SAGʻALTIMSağaltma işi tedavi.
SAGʻANAKBirdenbire başlayan, genellikle kısa süren şiddetli yağmur.
SAGʻCIGelenek ve göreneklere, mevcut düzene bağlı kalan, siyasi görüşü temsil eden kişi veya pa…
SAGʻDIChDüğünde gelin veya güveye kılavuzluk eden kimse.
SAGʻDUYUDoğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, aklıselim.
SAGʻGOʻRÜGerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği.
SAGʻILMAKSağmak işine konu olmak.
SAGʻIMSağmak işi.
SAGʻIRİşitme duyusundan yoksun.
SAGʻIRLAShMAKİşitemez duruma gelmek.
SAGʻLAMDayanıklı, kolay bozulmaz.
SAGʻLAMABir problemin çözümü veya bir hesabın doğruluğunu denetlemek için yapılan işlem.
SAGʻLAMAK(Taşıt araçları için) Yolun sağ yanına geçmek.
SAGʻLI SOLLUSağda ve solda olan.
SAGʻLICAKLASağlıkla, esenlikle, rahatlık içinde.
SAGʻLIKVücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, sıhhat.
SAGʻMAKMemeyi parmaklar arasında sıvazlayıp sıkarak sütünü akıtmak.
SAGʻMALSüt veren.
SAHAAlan.
SAHABEHz. Muhammed (A.S.V)'in meclislerinde ve konuşmalarında bulunan kimseler.