Hayot Foundation loyihasi
Oʻz
Tarjima

Oʻzbekcha-turkcha izohli lugʻat

Ўзбекча-туркча ва туркча-ўзбекча изоҳли луғат

Рафиев, Абдурозиқ; Ўзтурк, Тунжай; Ўзтурк, Юксал; Худойбердиев, Жўра; Мирҳаким, Мирсанжар; Билен, Исмоил; Айдўған, Танер; Аннаев, Аброр (1997). Ўзбекча-туркча ва туркча-ўзбекча изоҳли луғат. Tashkent: Ўзбек-турк лицейлари нашри / Özbek-Türk Liseleri Yayınları.

Большой узбекско-турецкий и турецко-узбекский толковый словарь. Ценен близостью языков, двунаправленностью и объяснениями; полезен для сравнительной тюркской лексикографии.

Alifbo koʻrsatkichi

Barchasi a b d e f g h i j k l m n o p q r s t u v x y z o g oʻ gʻ sh ch
HAKAN

Osmanlı padişahlarına verilen unvan.

HAKARET

Küçültücü söz veya davranış.

HAKEM

Bir anlaşmazlığı çözümlemek için tarafların kabul ettiği, hukuk ilkelerine bağlı seçilmiş…

HAKEZA

Bunun gibi, böyle.

HAKİ

Yeşile çalar toprak rengi.

HAKİKAT

Bir işin doğrusu, gerçek, asıl.

HAKİKİ

Gerçek.

HAKIM

Oʻtkir tabib; shifokor, doktor.

HAKİM

Sözünü geçiren, egemen.

HAKİMİYET

Egemenlik.

HAKİR

Aşağı görülen, değersiz, hor.

HAKKA

Qargʻasimonlar oilasiga mansub, ola-bula rangli, dumi uzun qush; zagʻizgʻon.

HAKKALAMOQ

Bir oyoq bilan (odam) yoki uch oyoqlab (hayvon) sakrab-sakrab yurmoq.

HAKKANİYET

Hak ve adalete uygunluk, doğruluk.

HAKKINDA

İlgili olarak, üzerine.

HAKLAMAK

Bozmak, perişan etmek, yenmek.

HAKLI

Hakkına uygun, doğru, yerinde.

HAKShİNAS

Haktanır.

HAL

Davranış; tutum, tavır.

HAL

Bartaraf qilmoq, bir yoqli qilmoq, nima qilish lozimligi aniqlanmoq.

HALA

Şimdiye kadar veya o zamana kadar, henüz.

HALAK

Toliqqan, qiynalgan, azoblangan; ovora, sarson.

HALAS

Bir yerden, bir şeyden kurtulma, kurtuluş.

HALASKAR

Kurtarıcı.

HALAT

Kenevirden yapılmış çok kalın ip.

HALAVET

Sevimlilik, tatlılık, şirinlik.

HALAY

Anadolunun çeşitli bölgelerinde davul ve zurna eşliğinde toplu olarak oynanan bir halk oy…

HALAYIK

Kadın köle, cariye.

HALAZADE

Hala oğlu veya kızı.

HALBUKİ

Oysa, oysaki.

HALE

Ayın çevresinde görülen ışık çevresi.

HALEF

Birinin ardından gelip yerine geçen kimse.

HALEL

Bozma, bozukluk.

HALEN

Şimdi, şu anda, bu günkü günde.

HALETİRUHİYE

Ruhi durum.

HALI

Kilim.

HALI

Bundan bir oz ilgari, yaqindagina.

HALİ

Boş, ıssız, tenha.

HALİCh

Köy, körfez.

HALİFE

Hz. Muhammed'in vekili olarak Müslümanların imamlığını ve şeriatın koruyuculuğunu yapmakl…

HALIGI

Bundan sal ilgari tilga olingan, kelib ketgan yoki koʻringan kimsa yoki narsa oʻrnida ish…

HALIGINA

Bundan sal oldin, yaqindagina.

HALİHAZIR

Şimdiki durum, bu günkü durum.

HALİK

Yaratıcı, yaratan, yoktan var eden.

HALIM

Suvga bugʻdoy yormasi va goʻsht solib, uzoq (xil-xil boʻlib ketguncha) qaynatib pishirila…

HALİM

(İnsanlar için) Yumuşak huylu.

HALİS

Katışık olmayan, katışıksız, saf.

HALİSANE

Temiz yürekle, içten.

HALK

Aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan insan topluluğu.

HALK BİLİMİ

Folklor.